Son seyahat yasaklamaları, başkası hakkında korkuyu manipüle etmeyi alışkanlık haline getirmiş bir başkanlıktan gelmektedir. Toplumda hiç protesto olmaması, ayrımcı bir yola düşen Amerikan toplumunun duyarsızlığını gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyal ve siyasi iklimin evrimi, bir zamanlar kabul edilemez olarak değerlendirilen özgürlük kısıtlayıcı önlemlerin normalleşmesini ortaya koyuyor. Damgalanmış nüfuslar artık genel bir duyarsızlığa maruz kalıyor, güvenlik mantıkları eşitlik ilkesini ezip geçiyor. Karşı güçlerin çaresizliği, otoriterliğe ve keyfi dışlamalara karşı tehlikeli bir alışkanlık öngörüyor.
| Öne Çıkanlar |
|---|
|
Siyasi bağlamın evrimi ve kamu tepkisi
Amerikan başkanı seyahat kısıtlamalarını açıkladığında, toplum benzersiz bir kayıtsızlık sergiliyor. Ülkenin havaalanlarını saran geniş çaplı protestolar, bir on yıl öncesine dayanıyor fakat son haberlerde yansıma bulamıyor. Bu kayıtsızlık, bir zamanlar skandal ve ayrımcı olarak algılanan önlemlere alışmayı yansıtıyor.
*Nadir bir şekilde, bir politika değişikliği toplumsal duyarlılığın adaletsizliğe karşı aşındığı gerçeğini bu kadar net ortaya koyar.* Vatandaşlar, tekrardan geçirmiş oldukları hal ile, daha önce kamuoyunu derinden sarsan kararlara günümüzde kabullenen bir hale geliyorlar.
İleri sürülen gerekçeler ve derin motivasyonlar
İdare, son bir antisemitik saldırının ardından toprakların terör tehdidine karşı korunmasını gerekli kılıyor ve bu politikayı doğrudan ulusal güvenlik ile ilişkilendiriyor. Ancak,[list of excluded countries](paradoxically ignoring Egypt), bu önlemin tutarlılığı konusunda ciddi soru işaretleri uyandırıyor.
Dünya genelindeki belirli bölgeler, yolcu kontrol eksikliği veya aşırı gizlilik bahaneleri ile dışlanmaktadır. Güvenlik retoriğinin arkasında, birçok kişi belirli etno-din gruplarını dışlamak amacıyla eski bir demografik mühendislik takıntısını algılıyor ve belirli idelogik nedenlerle öne çıkan bazı istisnaları tolere ediyor.
İşlem farklılıkları ve keyfili seçimler
Yasaklamalardan etkilenen ülkelerin listesi, tehlike veya idari güvenilirlik gibi nesnel değerlendirme kriterlerine pek cevap vermemektedir. İdare, bazı milliyetleri keyfi bir şekilde dışlamak veya dahil etmekte, örneğin; beyaz Güney Afrikalılara özel bir muafiyet tanınması gibi, iddia edilen bir soykırım gerekçesiyle. Filtreleme mantığı, böylece varsayılan olarak mevcut iktidarın ideolojik tercihleri doğrultusunda şekilleniyor gibi duruyor.
Bir *ayrımcı seçim*, güvenlik retoriğiyle örtülmüş ve antiterörle mücadele kisvesi altında gizli etnik kota oluşturma çabalarına hizmet etmekte,stigmalar ve yabancı düşmanlık ile lekelenmiş başkanlık geçmişleri göz önüne alındığında.
Demokratik algı üzerindeki sonuçlar
Alışkanlık, toplumsal öfke kapasitesini azaltır. Bir zamanlar kabul edilemez olarak değerlendirilen politikaların yavaş yavaş kabullenilmesi, demokratik dokunun sessiz bir değişimini ortaya koymakta, bu bile temel hakların korunmasına yönelik tepki reflekslerini etkilemektedir.
Vatandaşların farkındalığı, kısıtlayıcı önlemlerin çoğalması ve bunların tekrar ile sıradanlaşması karşısında sönmektedir. *Yeni yasak üzerine genel sessizlik, Amerikan toplumundaki demokratik antikorların azalmasını göstermektedir.*
Mülteciler üzerindeki etkiler ve uluslararası imaj
Persecuya veya savaşa maruz kalan ulusların vatandaşlarını tutmak, güvenlik kaygılarına çift taraflı bir bedel ödeyerek sığınma ve misafirperlik ilkelerini feda etmek anlamına gelmektedir. Gerçek kurbanlar, sıkıntılardan uzakta sığınak arayanlar, politik belirsizliklerin etkisiyle yüksek bir idari engelle karşı karşıya kalmaktadırlar.
Bu kayıtsız dönüş, bir zamanlar sığınak olarak algılanan bir ulusun evrensel cazibesini derinden sarsmaktadır. Bu politikaların küresel yankıları, kendine kapalı, dış acılara kayıtsız bir toplumu kalıcı olarak şekillendirmektedir.